6 Kasım 2009 Cuma

“Asıl Kadıköy Hikayesi”

Galatasaray dergisinin son sayısında Kadıköy baskısı ile ilgili ilginç bir makaleye rastladım. “Asıl Kadıköy Hikayesi" başlığı altında yayınlanan makale, “Futbol bu, yenmekte var yenilmek de” denilerek başlıyor… Makaleyi Tarık Ünlütürk kaleme almış ve aynı makalenin fotoğraflarını da Tuncay Şen çekmiş.

Ünlütürk’ün kaleme aldığı bu makaleyi yorum katmadan ziyaretçilerimizin (Okurlarımız klişesinin bilgi çağındaki hali de ziyaretçilerimiz mi oldu acaba?) yorumuna sunuyorum.B_a9a35408364cd55383afc5cdee491e91
Asıl Kadıköy Hikayesi

“Futbol bu yenmekte var yenilmek de” denilen anlardır böyle maçların sonları. Ama futbol sadece futbol değilse…

Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçlarından önce bir garip trafik yaşanır oldu necip Türk basınında. Kadıköy’deki son 10 maçlık istatistikten başka bir geçmiş yokmuş gibi davranılıyor.
Bu maça dair ne yazılsa, ilk kez söylenmiş bir şey olmayacak. Var olduğumuz her rekabette gurur duyduğumuz ya da rakibimizin mizah dolu iğnelemelerine maruz kaldığımız istatistikler olacaktır. Sadece bizde değil dünyanın her yanında böyle rakamlara rastlamak mümkün. 1983–84 sezonunda Barselona’yı NouCamp’ta 2-1 mağlup eden Real Madrid, yeni bir zafer için 20 yıl beklemiş ve 2003-04 sezonunda bu sevinci yaşamıştır.

Onlar Kadıköy’deki son 10 maça baksın, biz Kadıköy’deki son yılların fotoğrafına bakalım ama önce küçük bir karşılaştırma yapalım.
Turkcell Süper Lig’in 5. haftasının biraz öncesine gidelim. Galatasaray ile Beşiktaş karşılaşıyor. Ali Sami Yen’de oynadığı son 10 karşılaşmada 9 Galatasaray galibiyetinin çıktığı rekabet öncesi, sadece istatistik haberlerinde rastlayabildik bu sayısal veriye. Kimse bu istatistiğin propagandasına soyunmadı, gerek de yoktu. Taraftarın bu durumdan vazife çıkarması sakıncalı mı, tabii ki hayır ama kabul edelim bu rakamların tribünlerde ve basında propagandası yapılmadı. B_8fb55153b48c4a2392c49bd646ff3905 Şimdi de Kadıköy’de oluşan genel resme bakalım. Tarih 6 Kasım 2002… O maçı biz onların hatırladığı gibi hatırlamayız. Eser (Özaltındere) Hoca’nın kafasına atılan dikiş ve Hasan Şaş’ın kafasına atılan yumurtadan sonra kullandığı korner, maçın hangi şartlar altında oynandığı konusu hakkında az çok fikir veriyor. Bir sezon sonra yine Kadıköy, tarih 29 Şubat 2004 Saraçoğlu’nda 1-1 giden maç ve 85. dakikada Mehmet Yozgatlı’nın attığı bir gol. Golün öncesinde ise maçın kaderini belirleyen bir hata… Dönemin Fenerbahçeli futbolcusu Tuncay Şanlı’dan, o dönem takımımızda forma giyen Cesar Prates’in bileğine bir müdahale, yardımcı hakem Adil Sinem –ki pozisyon kendisinin çok yakınında vuku buldu- ve orta hakem İsmet Arzuman’ın yanlış kararı ile devam eden pozisyon, Galatasaray kalesine gol olarak dönüyor. Gariptir bu hataya rağmen bir sezon sonra 20 Mayıs 2005’te oynanan ve Fenerbahçe’nin Kadıköy’de kazandığı maçı yine İsmet Arzuman yönetmiştir. Hakkını yemeyelim, bu maçın sonucuna Arzumhan müdahil olmamış, sadece takdir haklarını ev sahibinden yana kullanmakla yetinmiştir.
3 Aralık 2006 tarihindeyiz bu kez. Fenerbahçe’nin bir başka 2-1’lik galibiyeti. Kadıköy her zamanki gibi şen ve olaysız! Tabii Mondragon’un ikinci devre başlarken kulağının dibinde patlayan ses bombasını saymazsak! Bu maçın hakemi ise Selçuk Dereli… Aynı zamanda maçın da adamı diyelim. Deniz Barış’ın Sabri Sarıoğlu’nun bileğini çiğnemesine kırmızı kart göstermez ve devam der, Dereli. Asıl hatayı ise Önder Turacı’nın son dakikada Hasan Kabze’yi düşürmesinde penaltı çal(a)mayarak yapar. O zamanlar “Selçuk bu pozisyona uzak kaldı” denilerek iyi niyetli yorumlara mahzar olmuştur kendisi. Gariptir, bu maçın yardımcı hakemi ise iki sezon önce önündeki pozisyona devam diyerek o maça yeni kader yazan Adil Sinem’dir.
keita Geçtiğimiz sezonun maçı, tarih 9 Kasım 2008… Galatasaray’ım 1-0 öne geçtiği, rakibin önce beraberliği yakalayıp sonra öne geçtiği maç… Ardından Selçuk Şahin’in altı pasta Ümit Karan’a yaptığı nizami olmayan şarja devam diyen Hüseyin Göcek… Kadıköy’de Galatasaray penaltı kazanamaz kuralını işleme koyar. Ve son hadise… Hiç iyi oynayamadığımız, rakibin sertliğine sertlikle cevap veremediğimiz bir maç, tarih 25 Ekim 2009… Fakat hiçbir neden ofsayttan gol yememizi geçerli kılmıyor. İkinci goldeki Alex’in penaltısı için biz bir şey demeyelim. 4,5’tan 5’le sınıf geçen çocuk misali, yorumcuların “yani” dediği bir pozisyon için ne desek yersiz. Maç öncesi çıkan olaylar, Cristian Baroni’nin ayağına basılmadığı halde, “Arda ayağıma bastı, ben de onu ittim” yalanı, Bilica’nın kendini çocukluk arkadaşları ile mahalle arasında sanması ve salladığı tokatlar, maç öncesinde hakem Tarık Ongun’un kafasına dikiş atılması, Keita’nın yüzüne gelen pet şişe… Kadıköy’de bir maç ve birisi bize bilmediğimiz bir şey söylesin!
Ve her maçtan sonra garip bir teşhis… “Galatasaray hatasından önce kendi oyununa baksın, evet provakasyon ve hakem hataları var (hem de sonuca etki edeninden) ama Galatasaray kendi oyununa baksın.”
Peki, bu hatalara kim bakar bu topraklarda!
Ve bir Kadıköy haftası daha bitti, Fenerbahçe ile Galatasaray karşılaştı. Galatasaray’ın üzerinde Kadıköy baskısı mı var? Bir baskı olduğu kesin…

5 Kasım 2009 Perşembe

Hagi Bize Sarı Desene !



Maçın teknik taktik analizini blogun anlayanlarına bırakaraktan maçın sadece ilk yarısını özel nedenler dolayısıyla izleyebildiğimi aktarayım ve aklımda kalanlara geçeyim.

- Arda Turan sakalıyla ilgili bir karar vermeli. Şaka değil bu. Çünkü bonservis bedeli 15-20 milyon avrolara ulaşan bir adamsanız maça çıkarken fiziksel görünüşünüze önem vereceksiniz. Annesinin ölümünden 3-5 gün sonra maça çıkan Lampard bile traş olup ve her zamanki fiziksel görünümünü koruyorsa bunun şekilcilikle alakası olmadığı, tamamen iş disipliniyle ilgisi olduğu açıktır. Bu konuda sanırım Harry Kewell gibi bir adamdan halen çok öğreneceğimiz şey var. Hayır ya traş ol yada kendine bir imaj belirle onu uygula. Galatasaray kaptanına "Kurtlar Vadisi" sakalı hiç yakışmıyor. Öte yandan ırkçılık karşıtı pazu bandı takması bence haftasonu oynanacak maça dair, farkedilmese de, çok hoş bir jest idi.

- Yayıncı kuruluşlardan ricam seyircisiz maçlara, yayında önceden kaydedilmiş seyirci sesi montajlasınlar, maçlar kabir azabı gibi geçiyor.

- Mustafa Sarp ileride Galatasaray'ın çok önemli bir adamı olacak.

- İki takım sabaha kadar oynasa Dinamo Galatasaraya gol atamazdı.



- Hagi'nin Romanyadan çok Türkiye'de sevildiği bir kez daha ortaya çıktı. Bir adam televizyona çıktığında bir kaç milyon kişi halen heyecanlanıyorsa bunun adı aşktır.

-Mehmet Topal'ın golü muhtemelen Avrupa Liginde gecenin golü olur.

- Maçın Galatasaray teknik kadrosu tarafından bile çok kaale alınmadığı Neskeens'in bayramlıklarıyla yedek kulübesinde oturmasından anlaşılıyordu.

- Sonuç olarak Galatasaray düşünüldüğü gibi elini kolunu sallaya sallaya gruplardan çıkıyor, darısı diğer turların başına. Bu kadro bunu yapabilecek güçte...

K.A.

En iyilere(!) bol şans…

1121956_83546336 Ülkece Avrupa Kupalarında her seviyede kötüye doğru gitmeye devam ediyoruz. Aslında futbol olarak genelde bir kötüye gidiş var. Bu sebepledir ki, futbol harici her şey gündemimizi, futbol severlerin gündemini değiştiriyor. Futbol severler olarak, hakem, yan hakem, edepsiz taraftar, pislik futbolcuyu ve tabi başkanları tartışmaya alıştık. Erman Hoca’yı kendi takımlarından bile çok sevip destekleyenler mevcut. Ancak beni en çok üzen konu, Avrupa kupalarında gitgide artan başarısızlık… Mesela,Fenerbahçe ve Galatasaray bu paralelde en iddialı takımlarımız. Her ikisine de bu akşam oynayacakları maçlarda başarılar diliyoruz. Ancak, bir yandan da biliyoruz ki, bu takımlarımızın yeri UEFA değil.

Dün gece Şampiyonlar Ligi özetlerini izleyenler bana hak verecektir. Tempolu, seyir keyfi yüksek, kaliteli statlarda, seyircili (!) maçlar…

Bir taraftan takımlarımıza başarı dilerken, bir taraftan da bu düşüncelerle üzülüyorum. Türkiye’de bir futbol sever olarak, izlediğim şeylerden zaman zaman utanıyorum. Eminim ki, nispeten hepimize kolay görünen takımların dahi bizim en iyi takımlarımıza kök söktürmesini izlemek sizlerinde hoşuna gitmiyor.

Doğrusunu söylemem gerekirse, ilk gençlik dönemlerimde iyi futbol oynayan ve maalesef yenilen takımlarımızı izlemekten daha büyük gurur duyduğumu ve çok daha fazla keyf aldığımı hatırlıyorum. Çünkü o maçlarda şanssızlıklarla yeniliyordu takımlar. Ancak, dişe diş mücadele ediyorlardı. Ve kazandıklarında da sevinci büyük oluyordu…

3 Kasım 2009 Salı

Siyah-Beyaz, sabır Beşiktaş!

Mustafa Denizli Armin Weh’in “7 puan üst tur için yetmez” açıklamasına karşılık olarak“Wolfsburg’u yendiğimizde 7 puan yeter mi görürüz” dedi. İnşallah bu kendine güvenli duruşunu sahaya çıkartacağı 11’e ve oynayacakları futbol mantalitesine de yansıtır.

Ancak çok dikkat edilmesi gereken bir tehlike var. Wolfsburg’da oynanan maçta Almanlar kazanmak zorundaydı, başaramadılar. Beşiktaş taş gibiydi o gece, direndi, öne geçecek fırsatlar bile buldu.

Fakat bu durum, akşam oynanacak maçta Beşiktaş’ı favori yapmıyor. Almanlar’ın en büyük özelliği “sabır” bu gecenin kilidini açacak anahtardır. Sabırlı olan üç puanı alır. Herşeyden önce Beşiktaş’ın müdafa yaparken çok dikkatli olması gerekiyor. Şükürler olsun ki takımda en sorunsuz bölge defans. Ancak İnönü’de defansif bir takım mı sahaya çıkacak? yoksa ofansif bir takım mı? Maçta hangi zihniyetle oynayacaklar? Eğer hem Yusuf hem Tabata aynı anda ilk 11 de yer alırsa takımın direnci azalır.



Wolfsburg ile deplasmanda oynanan maçtaki gibi atak (kontra-atak) yapabilecek ancak gerektiğinde de çok iyi kapanabilecek bir takım olmalı Beşiktaş. Fiziken ve zihinsel olarak. Nihat’ın oynamaması bence Kartallar’ın en büyük artısı. Serdar Özkan bu gece oynayabilirse takıma faydalı olur diye düşünüyorum.

Beşiktaş maçı evinde oynayacağı için taraftarlardan korkuyorum açıkçası. Büyük tehtid oluşturuyorlar takım için. Yanlış anlaşılmasın, kendi takımları için tehtid oluşturuyorlar. Bu aslında uzun süredir sorun oluyor. Türkiye’de ev sahibi seyirci bir an önce gol istiyor, “maçı rahat izlemek” istiyor. Bu da futbolcunun oyun disiplininden kopmasını sağlıyor. Özellikle Beşiktaş, Trabzon ve Milli Takım bu sorunu çok yaşıyor. İç sahada taraftar itici güç olacağına kendi oyuncularına büyük baskı kuruyor ve negatif etkiliyorlar.

Beşiktaş deplasmanda oynadığı gibi çok koşmalı, çok adamla basmalı ve rakibi presle bunaltmalı. Öyle ki maç sonunda Armih Weh bile “bizden daha çok istediler” demeli. İşte galibiyetin anahtarı budur. Erken gol yerse taraftara, öne geçince de soğukkanlı olmak ve direnmek suretiyle oyunculara büyük iş düşüyor.

Bir de şunu vurgulamak istiyorum. Beşiktaş yenilmemeyi düşünmeli herşeyden önce. Bu bir Avrupa maçı, kazanamıyorsan kaybetmeyeceksin maçı. Bu geceki maçı deplasmanda oynanan Wolfsburg maçından ayıracak olan siyah-beyazlıların kazanmak zorunda olduklarını düşünerek sahaya çıkacak olmalarıdır. Bu baskı altında nasıl oynayacakları sonucu belirleyecek.

Sadece sabrederek bile maç kazanılabilir, Manchester’ın İnönü’de yaptığı gibi. Şimdi bunu Kartallar yapmalı bu gece. Yeter ki sağlam, diri olsunlar ve fırsat bulduklarında öldürücü darbeyi indirebilsinler.

D.E.

Diyarbakır Mevzusu

Ağzından salyalar çıkartarak bağıran adamlar düşünün. Boyunlarındaki damarlar çıkmış ve bir ağızdan “PKK Dışarı” diye bağırıyorlar. Hayır bu siyasal bir gösteri yada bir parti mitingi değil. Bir futbol maçından bahsediyoruz burada. Diyarbakırspor maçlarının geleneksel(!) hale gelen sloganı bu. Kim tarafından ve nasıl ilk söylendiği bilinmiyor. Ancak tribünlerin son modası olduğu kesin. Böyle giderse maçlarda gamalı haç bayrakları dalgalandıran Lazio tribünlerinden yada halen zencilerin giremediği Paris Saint Germain’in kale arkası tribünlerinden farkımız kalmayacak.



Mehmet Demirkol severek okuduğum ve takip ettiğim bir yazar. Onun bu konuda ettiği çok manidar bir kelam var. “ Diyarbakırspor’u bu ligde istemeyenler, bu ülkede de istemiyor demektir.” der Demirkol. Bu fikri referans noktası alarak benim sormak istediğim şeyler var. Madem bu ülkede futbol şemsiyesi altında böyle bir tepki ortaya çıkartılıyor. Sormak istiyorum biz Güneydoğu’daki bu savaşı neden yıllardır sürdürüp 20 yaşındaki çocukların sağlam çıktıkları evlerine delik teşik dönmesine göz yumuyoruz? Neden milyarlarca dolarlık bütçelerle savunma yatırımları yapıyoruz? Eğer siz oradaki toprağınızı savunmak adına bir savaş veriyorsanız, o bölgeyi temsil eden futbol takımının varolmasıyla ilgili de köstek olmayacaksınız. Yoksa terör örgütünün ülkeyi bölme amacını siz kendi kendinize gerçekleştirmiş olursunuz. Hem de bunu milliyetçiyiz biz etiketiyle süsleyerek. Bununla birlikte Diyarbakır’ı reddince Ziya Gökalp’i de reddecek miyiz? Umarım o ırkçı arkadaşlar bu gerçeğin farkındalardır.


Milliyetçilik ismi altında ülkenin bölünmesine yardım etmek ne kadar ironik değil mi?


K.A.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Galatasaray'dan büyük açıklama

Ercan Saatçi ve Metin Özülkü'ye ait Galatasaray Spor Kulübü'ne yönelik küfürler içeren video internete sızdıktan sonra spor gündeminin yoğun konuşulan konularından biri oldu. Galatasaray Spor Kulübü bu konuyla ilgili resmi web sitesinden haklı bir açıklama yayınladı.

Galatasaray Spor Kulübü Derneğinden Zorunlu Açıklama

Bazı internet sitelerinde yer alan görüntülerde; Hürriyet Gazetesi spor yayın koordinatörlüğü görevini sürdüren Ercan Saatçi ile Fenerbahçe Spor Kulübünün televizyonun da program yapan Metin Özülkü arasında geçen ve Kulübümüz hakkında açık küfür kelimelerinin kullanıldığı bir diyalog geçmektedir.

Söz konusu şahıs bugünkü Hürriyet Gazetesi’nde konu ile ilişkin bir açıklama yapmış ve bir yandan küfrü savunarak diğer yandan ise göstermelik ‘’özür’’ dilemiştir.

Spor ahlakı ile ilişkisi oldukça zayıf olduğu bir kez daha anlaşılan bu şahıslar, bu diyalogla kendi seviyelerini ortaya koymuşlardır.

Sporculuğun ve spor ruhunu taşıyanların en önemli özellikleri rakibe saygı ve nezaket kurallarını özümsemiş olmalarıdır.

Türkiye’deki spor kültürünün neden çağdaş bir düzeye ulaşamadığının bir kanıtı da, söz konusu şahısların gerçek kimliklerini gizlemek suretiyle hem televizyonlarda program yapabiliyor olmaları, hem de içlerinden birinin Türkiye’nin önemli gazetelerinden birinin yöneticisi olup köşe yazıyor olmasıdır.

Bu kimselerin gerçek kimlikleri ortaya çıktığında bu tür görevleri ifaya devam etmeleri, bu kimseleri istihdam edenleri de kötü ve çirkinden yana taraf haline getirecektir. Bir başka deyişle bu kimseler gerçek yüzleri ortaya çıktığında şu an işgal ettikleri mevkileri terk etmek zorundadırlar.

Nezaket ve saygı herkesin uymakla yükümlü olduğu toplumsal kurallar olmakla beraber sorumluluk makamlarında bulunan kimselerin daha özenli davranmak yükümlülükleri bulunmaktadır. Bir sorumluluk makamını işgal eden herhangi bir kimse, kendisi bakımından taraftarlara gösterilen ve aslında olmaması gereken hoşgörüyü bekleyemez.

Öte yandan bahse konu olayların cereyan ettiği televizyonun sahibi olan Fenerbahçe Spor Kulübünün kendi internet sitesinde yapmış olduğu açıklama meseleyi saptırmaya yöneliktir. Kendi televizyonlarında meydana gelmiş ve Türk Sporu bakımından esefle karşılanması ve kınanması gereken bir olayı yok saymış olmalarını ve konuya ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamalarını kabul etmek mümkün değildir.

Sporun gelişmesi ve küfürün engellenmesi için mücadele ettiğini beyan eden herkesin açıkca kınaması gereken, bu küfürlü hakeretin kime yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan sporun gelişmesine ve küfürün önlenmesine hizmet amacı ile hareket etmek ve sorumluluları cezalandırmaktır.

Türkiye Spor Kamuoyu nezdinde çoktan mahkum edildiğine inandığımız sorumluların açıkca bütün spor çevreleri tarafından kınanması bir zorunluluk olup stadlarda küfrü engellemek isteyen, ülke sporuna katkı yapmak arzusunda bulunan herkes bakımından bir ödevdir.

Türk Spor Kamuoyu önemli ve tarihi bir sınavdan geçmektedir. Ya bir bütün halinde olayları hiç saptırmadan gizlemeden meseleyi tam olduğu gibi görerek ve göstererek küfrün her türlüsünü kim tarafından kime yapıldığına bakmaksızın kınayacak, ya da bu tavrı ortaya koymayarak küfre cevaz veren bir tutum sergileyecek ve tarih önünde hesap vermek durumunda kalacaktır.

“Galatasaray Türkiye’dir” söyleminin sahibi Galatasaray Spor Kulübü Derneği olarak başta Futbol Federasyonu olmak Türk Spor Kamuoyunu küfre karşı bu ortak tavra katılmaya davet ediyoruz.

Bütün bunların yanında sorumluların teşhirini sağlamak maksadı ile gerekli hukuki süreçleri başlatmak için girişimleri yaptığımızı ve sorumluların Türk Spor Kamuoyu dışında ayrıca bağımsız Türk adaleti önünde de hesap vereceklerini Kamuoyuna duyururuz.

Galatasaray Spor Kulübü

Her erkeğin rüyası...


Kasabian Football Hero
by yom_


Sarı mavi yeşil meşil farketmez
Çalıyoruz aynı tonda biz.

K.A.

Damat Ercan

Haftasonu patlayan en büyük futbol magazin olayı, Ercan Saatçi ve Metin Özülkü’nün gizli(!) kasetleriydi. Açıkçası üzerlerine çok konuşuldu. Birçok Galatasaraylı tepkisini her şekilde ortaya koydu. Ancak benim değinmek istediğim nokta Ercan Saatçi’nin nam-ı diğer “Damat Ercan”ın özür yazısı idi.



Sevgili Damat Ercan mahremiyet vs. gibi değerlerin arkasına sığınarak bu işten kıvırtmaya çalışmış. Ancak kameraların önünde nasıl bir mahremiyetten bahsedebiliyor onu anlamak zor. Kalamış Develi’de maç günleri oluşan atmosfer ile bir televizyon programının çekimini karıştırabilecek kadar paniğe kapılmış anlaşılan. Damat Ercan’ın anlamadığı nokta şu: Galatasaray Taraftarının verdiği tepki o televizyon programında söylediği sözlere değil. Galatasaray tribünlerinin küfür dağarcığı kendisinden oldukça geniş ve yeri geldiğinde kendisi bu konuyla ilgili bilgi sahibi oldu. Ancak taraftarların sabır gösteremediği asıl durum bu kadar fanatik bir kişinin Hürriyet’in yani bu ülkenin en çok satan gazetesi olan kurumun spor servisinin başına getirilmesidir.



Sorgulanan Damat Ercan’ın futbol bilgisi ya da yazarlık kariyeri değil, tarafsızlığıdır. Evet, tarafsız insan olamaz ancak taraf olmanın da bir ölçüsü vardır. Örneğin siz Rıdvan Dilmen’i Milliyet gazetesinin spor servisinin başına geçiremezsiniz. Çünkü Fenerbahçeli kimliğinin birçok durumda baskın geldiği apaçık ortadadır. Diğer yandan Abdülrahim Albayrağı’da Fotomaç’ın başına geçirirseniz ortalık karışır.


Bir yazar olarak kimliğinizi, renginizi, hislerinizi her türlü ortaya koyma ve bunu ifade etme hakkınız vardır. Ancak iş yönetim katına geldiğinde, ceplerinizi boşaltıp olabildiğince tarafsız olmanız gerekir. Bunu yapabilmek için de öncelikle yürek ve sonrasında da bolca onur gerekir. Umarım kendisi Hürriyet grubunda bulunduğu tüm görevlerden ;kendini ve çalıştığı kurumu yıpratmamak adına; istifa edecek onura ve şerefe sahiptir. Çünkü kendisinin çoğu zaman bahsettiği delikanlılık kavramı bunların üzerine kuruludur.


K.A.

1 Kasım 2009 Pazar

Cristoph Daum

Maçtan sonra LigTV muhabiri Daum ile röportajinda puan kaybinin nedenlerini soruyor, Daum'un cevabi garip; "biz puan kaybetmedik 1puan kazandik"



Sonra devam ediyor sorular muhabir soruyor "peki bu skoru neye bagliyorsunuz neden böyle oldu?" Daum yine yapistiriyor cevabi; Kayseri daha istekliydi daha çok kostu ve daha fazla pozisyon buldu bu sebepten böyle oldu. Röportajin akisinda Daum en iyi oyuncularinin da kaleci Volkan oldugunu söylüyor. O, maçi kurtardı diyor.

Fenerbahçe teknik direktörü Kayseri maçinda puan hedeflememis demek. Ya da bir puan hedeflemis ve istedigini almis. Peki madem öyle neden son dakikalarda Dos Santos ve Semih girdi oyuna? Hedef beraberlik ise neden son 20dk forvet ve ileri dönük orta saha oyunculari dahil edildi maça? Fenerbahçe hafta boyunca geçen hafta aldigi üç puani kutladi. Ve Kayseri çikip oyununu oynadi, "Kral çiplak" dedi.

Daha 2 maç önce Gaziantep deplasmaninda son 15dk da Dos Santos bir müdafa oyuncusunun yerine oyuna girmisti. Fenerbahçe önde götürdügü maçi o dakikadan sonra verdi. Sürekli yüklenen Antep'in bir topu direkten dönmesine ragmen son 5dk da attigi gollerle 2-1 kazandi. Simdi derbiyi unutup bugüne bakalim. Ayni film. Tek fark Kayseri gol kaçirma rekoru kirdi ve maç 1-1 sonuçlandi. Daum da çikip "biz bugün bir puan kazandik" dedi.

Avrupa Ligi maçi öncesinde kötü sinyaller verdi Fenerbahçe. Sadece kalede Volkan iyi oynadı. Öyle iyiydi ki takimini maçta tuttu diyebiliriz. Onun sayesinde bir puan kazandılar. Fakat gelecek haftalar yada Sampiyonluk yarisi için kazanılmıs pek birsey yok.

Galatasaray 2 - 0 Sivasspor

Sükrü Saraçoglu'nda alınan mağlubiyetin ardından en dikkat çekici olan Galatasaray'ın arzu ve isteğiydi. Yorulmak bilmeden saldırdı ve golu çok istedi bu maçta Galatasaray.

Takım çok istekli ve arzulu basladı maça. İlk dakikadan itibaren topluca rakip kaleye yerleştiler ve gol atmak için yoğun çaba sarf ettiler. Bu tempolu baslangıcın ardından gol de gecikmedi. İlk yarının son dakikasinda Petkovic'in hatası da Galatasaray'in Kewell ile ikinci golü bulmasını sağladı ve rolantide oynanan ikinci yarının ardından 3 puan sari-kırmızılıların oldu.

Rijkaard iki defansif orta sahaya ek olarak Barıs'ı da sahaya sürdü ve 4-5-1 taktigini denedi. Elde kalan tek forvet oyuncusuna kalabalik orta saha eslik etti ataklarda. Özellikle Mustafa Sarp sezon basinda bol övgü aldıgı günlere dönüs sinyali veriyor. Çok kostu, rakibi bozdu. Tek eksisi Mehmet Topal gibi her topu aldigida kendi kalesine yüzünü dönüp sonra kafasini kaldirip pas verecek arkadasini aramasi. Galatasaray orta sahasi top kaptiginda nedendir bilinmez oyuncu kendi etrafinda 360 derece döndükten sonra kendi kalesine yüzünü dönüyor ve uygun olan bir arkadasina topu veriyor. Adam eksiltmeyi yada hücum pas yapmayi deneyen yok. Belki uzun süre sonra ikinci maçina çikan Linderoth bu konuda sarı-kırmızılılara ilaç olabilir.



Rijkaard'in oyun sistemi topu tutma ve bol pas yapma üzerine kurulu. Fakat Galatasaray oyuncularina bu sistemi daha ayrintili anlatmak gerekiyor. Topu tutmak için sürekli geriye dönüyor pas sayisini çogaltmak için ise anlamsiz yan paslar hatta geri paslar deniyorlar. Sahadaki 11 adamin öncelikli hedefi topu rakip alana tasimak ve sonrasinda da gol atmak. Topu ayaklarinda tutmak da bol pas yapmak da bu amaca giden yolda yapilmasi gereken ve fayda saglayacak eylemler. Ama futbolcular amaci topu tutmak ve herhangi bir sekilde pas yapmak olarak benimsemis gibiler.

Bir problem ise forvet alternatifsizligi. Galatasarayda bariz bir sekilde forvet sikintisi var. Nonda alternatifi olmadigi için oynuyor. Takimin en çok gol atan oyuncusu olmasina ragmen yeterli degil. Afrikali oyuncular genellikle fiziksel özellikleri ile ön plana çikarlar. Fakat Nonda için bu durum pek söz konusu degil. Kosamayan Afrika kökenli bir oyuncu. Kaliteli bir kumas, bu tartisilmaz, çok iyi bir orta sahayla oynadığı için gol atiyor ancak onun yerine daha özellikli bir forvet alınırsa Galatasaray maçlari daha erken koparir. Nonda kosamiyor. Bu sebepten Galatasaray hizli hücum yapamiyor. Rakibi gafil avlayip kontra atakla gol bulma imkani yok. Nonda bu tip pozisyonlarda durup bekliyor yada topu ileri sürecegine geri oynuyor. Çünkü biliyor gidemeyecegini. Pas vermeden 10 metre top sürmeye kalkarsa rakip defans yetisip topu ayagından alıyor. Adam eksiltme özelligi de yok. Sadece dogru noktada olursa bitirici vurusları yapiyor ama bu konuda da çok iyi diyemeyiz. Sonuç olarak kaliteli bir forvet sart.

Sivas karsisinda defansa pek is düsmedi, nadir ataklarda da basarililardi. Ancak gerçek su ki defansın limitlerini zorlayacak yıpratacak bir Sivas hücumu da maç boyunca hiç yasanmadi.

Galatasaray iyi yolda olmasina ragmen Rijkaard'in söylemiyle "A plani" gelistirilmeli. Takimin ileri oynamayi, dikine paslar vermeyi ögrenmesi, bu özgüvene oyuncularin sahip olmasi gerek. Süperlig maçlarında mutlaka gol bulunur ama Avrupa'da dikine oynamadan bir yerlere gelmek zor.

*Kaptan Arda her geçen gün daha etkisizlesiyor. Bosna Hersek milli maçindan beri kötü. Anlamsiz bir negatif hava var üzerinde. Sivas maçinda da sanki takim Sampiyonluktan hatta ilk 4ten kopmus artik kazansa da basariya ulasamayacak taraftarini tatmin edemeyecekmis gibi üzgündü kaptan. Ne yapsa olmayacakmış gibi üzgün bir ifadesi vardi. Mental düşüklüğün yanı sıra futbolu da düşüşte. Bu konuda acilen birseyler yapılmalı. Arda toparlarsa Galatasaray onunla birlikte şaha kalkar.