Galatasaray dergisinin son sayısında Kadıköy baskısı ile ilgili ilginç bir makaleye rastladım. “Asıl Kadıköy Hikayesi" başlığı altında yayınlanan makale, “Futbol bu, yenmekte var yenilmek de” denilerek başlıyor… Makaleyi Tarık Ünlütürk kaleme almış ve aynı makalenin fotoğraflarını da Tuncay Şen çekmiş.
Ünlütürk’ün kaleme aldığı bu makaleyi yorum katmadan ziyaretçilerimizin (Okurlarımız klişesinin bilgi çağındaki hali de ziyaretçilerimiz mi oldu acaba?) yorumuna sunuyorum.
Asıl Kadıköy Hikayesi
“Futbol bu yenmekte var yenilmek de” denilen anlardır böyle maçların sonları. Ama futbol sadece futbol değilse…
Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçlarından önce bir garip trafik yaşanır oldu necip Türk basınında. Kadıköy’deki son 10 maçlık istatistikten başka bir geçmiş yokmuş gibi davranılıyor.
Bu maça dair ne yazılsa, ilk kez söylenmiş bir şey olmayacak. Var olduğumuz her rekabette gurur duyduğumuz ya da rakibimizin mizah dolu iğnelemelerine maruz kaldığımız istatistikler olacaktır. Sadece bizde değil dünyanın her yanında böyle rakamlara rastlamak mümkün. 1983–84 sezonunda Barselona’yı NouCamp’ta 2-1 mağlup eden Real Madrid, yeni bir zafer için 20 yıl beklemiş ve 2003-04 sezonunda bu sevinci yaşamıştır.
Onlar Kadıköy’deki son 10 maça baksın, biz Kadıköy’deki son yılların fotoğrafına bakalım ama önce küçük bir karşılaştırma yapalım.
Turkcell Süper Lig’in 5. haftasının biraz öncesine gidelim. Galatasaray ile Beşiktaş karşılaşıyor. Ali Sami Yen’de oynadığı son 10 karşılaşmada 9 Galatasaray galibiyetinin çıktığı rekabet öncesi, sadece istatistik haberlerinde rastlayabildik bu sayısal veriye. Kimse bu istatistiğin propagandasına soyunmadı, gerek de yoktu. Taraftarın bu durumdan vazife çıkarması sakıncalı mı, tabii ki hayır ama kabul edelim bu rakamların tribünlerde ve basında propagandası yapılmadı.
Şimdi de Kadıköy’de oluşan genel resme bakalım. Tarih 6 Kasım 2002… O maçı biz onların hatırladığı gibi hatırlamayız. Eser (Özaltındere) Hoca’nın kafasına atılan dikiş ve Hasan Şaş’ın kafasına atılan yumurtadan sonra kullandığı korner, maçın hangi şartlar altında oynandığı konusu hakkında az çok fikir veriyor. Bir sezon sonra yine Kadıköy, tarih 29 Şubat 2004 Saraçoğlu’nda 1-1 giden maç ve 85. dakikada Mehmet Yozgatlı’nın attığı bir gol. Golün öncesinde ise maçın kaderini belirleyen bir hata… Dönemin Fenerbahçeli futbolcusu Tuncay Şanlı’dan, o dönem takımımızda forma giyen Cesar Prates’in bileğine bir müdahale, yardımcı hakem Adil Sinem –ki pozisyon kendisinin çok yakınında vuku buldu- ve orta hakem İsmet Arzuman’ın yanlış kararı ile devam eden pozisyon, Galatasaray kalesine gol olarak dönüyor. Gariptir bu hataya rağmen bir sezon sonra 20 Mayıs 2005’te oynanan ve Fenerbahçe’nin Kadıköy’de kazandığı maçı yine İsmet Arzuman yönetmiştir. Hakkını yemeyelim, bu maçın sonucuna Arzumhan müdahil olmamış, sadece takdir haklarını ev sahibinden yana kullanmakla yetinmiştir.
3 Aralık 2006 tarihindeyiz bu kez. Fenerbahçe’nin bir başka 2-1’lik galibiyeti. Kadıköy her zamanki gibi şen ve olaysız! Tabii Mondragon’un ikinci devre başlarken kulağının dibinde patlayan ses bombasını saymazsak! Bu maçın hakemi ise Selçuk Dereli… Aynı zamanda maçın da adamı diyelim. Deniz Barış’ın Sabri Sarıoğlu’nun bileğini çiğnemesine kırmızı kart göstermez ve devam der, Dereli. Asıl hatayı ise Önder Turacı’nın son dakikada Hasan Kabze’yi düşürmesinde penaltı çal(a)mayarak yapar. O zamanlar “Selçuk bu pozisyona uzak kaldı” denilerek iyi niyetli yorumlara mahzar olmuştur kendisi. Gariptir, bu maçın yardımcı hakemi ise iki sezon önce önündeki pozisyona devam diyerek o maça yeni kader yazan Adil Sinem’dir.
Geçtiğimiz sezonun maçı, tarih 9 Kasım 2008… Galatasaray’ım 1-0 öne geçtiği, rakibin önce beraberliği yakalayıp sonra öne geçtiği maç… Ardından Selçuk Şahin’in altı pasta Ümit Karan’a yaptığı nizami olmayan şarja devam diyen Hüseyin Göcek… Kadıköy’de Galatasaray penaltı kazanamaz kuralını işleme koyar. Ve son hadise… Hiç iyi oynayamadığımız, rakibin sertliğine sertlikle cevap veremediğimiz bir maç, tarih 25 Ekim 2009… Fakat hiçbir neden ofsayttan gol yememizi geçerli kılmıyor. İkinci goldeki Alex’in penaltısı için biz bir şey demeyelim. 4,5’tan 5’le sınıf geçen çocuk misali, yorumcuların “yani” dediği bir pozisyon için ne desek yersiz. Maç öncesi çıkan olaylar, Cristian Baroni’nin ayağına basılmadığı halde, “Arda ayağıma bastı, ben de onu ittim” yalanı, Bilica’nın kendini çocukluk arkadaşları ile mahalle arasında sanması ve salladığı tokatlar, maç öncesinde hakem Tarık Ongun’un kafasına dikiş atılması, Keita’nın yüzüne gelen pet şişe… Kadıköy’de bir maç ve birisi bize bilmediğimiz bir şey söylesin!
Ve her maçtan sonra garip bir teşhis… “Galatasaray hatasından önce kendi oyununa baksın, evet provakasyon ve hakem hataları var (hem de sonuca etki edeninden) ama Galatasaray kendi oyununa baksın.”
Peki, bu hatalara kim bakar bu topraklarda!
Ve bir Kadıköy haftası daha bitti, Fenerbahçe ile Galatasaray karşılaştı. Galatasaray’ın üzerinde Kadıköy baskısı mı var? Bir baskı olduğu kesin…








