17 Haziran 2010 Perşembe

Ziyade olsun bize müsade...

Fransa "elleriyle kazıyarak geldiği" Dünya Kupası'ndan eli boş dönüyor. Irlanda'yı elediği akşam çok dua etmiştim, puan değil, gol göremezler inşallah diye. Kabul oldu çokşükür. Bu kadar kötü bir takım Dünya Kupası'nda olmamalıydı. Herkes adı duyulmamış takılmların neden kupada olduğunu sorgulaya dursun, ben en çok Fransa'nın kupaya yakışmayan kalitesiz bir takım olduğunu düşünüyorum.

Bu gece itibariyle 1. hafta sona erdi Dünya Kupası'nda. Almanya maçından sonra Arjantin de bugün bol gol izletti futbolseverlere. 2. maçlarla birlikte takımlar turnuvaya ısındıkça daha güzel futbol seyredebilmeye başladık nihayet. Bu gecenin bir diğer güzelliği de vuvuzela seslerinin nispeten az olmasıydı. Meksika taraftarı oranize olup yer yer sesini bile duyurdu.

Dos Santos ligimizde oynadığından daha bir dikkatli seyrettim. Gerçekten de kaliteli oyuncu. Galatasaray'da inişli çıkışlı bir grafiği vardı. Demek Süperlig'e uyum sağlayamamış. Iyi oynadığı maçlarda kalitesini belli etmişti. Ancak şimdi Milli Takım'da meziyetleri daha açık gözlemleniyor. Hernandez de iyi futbolcu, zaten az önce öğrendiğim kadarıyla Kırmızı Şeytanlar'a transfer olmuş. Ferguson Dünya Kupası'ndan önce kapatmış adamını.

Meksika'nın bu galibiyeti muhtemelen basında "Fransa'nın mağlubiyeti" olarak yer alacak. Ben kesinlikle Meksika'nın galibiyeti oynadığı üstün futbolla hak ettiğini düşünüyorum. Haddini bilen ve sistemi çok iyi işleyen bir takım görüntüsündeydiler. Çok ilerler mi Meksika? Bence hayır. Takım oyununu iyi oynuyorlar ve sistemleri iyi işliyor. Fakat yetenekleri turnuvanın favorileri ile karşılaşırlarsa yetersiz kalabilir. Ne olursa olsun turnuvaya renk katacak bir takım.

Son dakikalara doğru Fransız taraftarları gösterdiler tribünlerde. Yerel kıyafetleri, tüylü şapkalarıyla horozlar mutsuzdu. Hatırladım o taraftarları. Euro 2004'de Ingiltere'nin 1-0 önde olduğu maçta 89. da Zidane'ın müthiş freekick golü ve uzatma dakikalarında penaltısı ile 1-2 kazandıkları maçta sevinen taraftarlar. Aynı kıyafetler aynı yüzler, ama ifadeler farklı. O gece inanılmaz bir balla Ingiltere'yi yenmişler ve beni çok üzmüşlerdi. (Baya doluymuşum Fransa'ya bende. Inşallah bir mucize gerçekleşmez ve gruplardan çıkamazlar.)

Bir parantez de TRT spikerine açmak istiyorum. "Fransa 98'den sonra Dünya Kupalarında birdaha dikiş tutturamadılar, başarıya açlar" dedi durdu. 2006 Almanya Dünya Kupası'nda final oynayan takım Fransa değil miydi yahu? Nasıl bir başarıya açlıktır bu? Adamlar son Dünya Kupası finalisti. Sonra 2008 Avrupa kupasında etkisizlerdi. Birde 2002'de bir felaket yaşadılar. Ama son finaliste uzun süredir Dünya Kupalarında elle tutulur başarısı yok denir mi allahaşkına.

Sonuç olarak ilk haftayı geride bırakırken sürpriz beklediğim Meksika, Fildişi ve Slovakya'dan sadece Slovakya yanılttı beni. Onlar da Italya'nın olduğu gruptan 2. çıkacaklar diye tahmin ediyordum. Fildişi de diriydi ilk maçta ama bakalım devamı gelecek, 3 puanla tanışacaklar mı.

Yarın gece Ingiltere maçı var. Cezayir karşısında bol gol bekliyorum. Farklı skorun ötesinde "güzel futbol" göstermek zorunda Ingilizler. Zira 3 puan yeterli değil. Kendilerine güven aşılamak zorundalar oynadıkları futbolla takdir kazanıp. Bakalım, göreceğiz.

Futbol mu? Futbol Ne Arar la Bazarda!

6 günü geride bıraktığımız Dünya Kupası'nda futbola aşık olan adamı bile ikrah ettirecek kadar kötü bir tempo olmasına mı yanayım. Yoksa şu ana kadar iyi futbolun oynandığı tek maç olan Şili-Honduras maçını iş yoğunluğundan kaçırdığıma mı yanayım. Malum mesai saatleri içerisinde 2 maç olunca birini seçmek zorunda kalıyoruz. Tercihimizi şampiyon adayı olarak baktığımız İspanya maçına kullandık.


İspanya Messi'siz Barselona gibi oynuyor maşallah, ilk yarıda emeyzing pas oranı ve topa sahip olma çok fantastik ama o topu kaleye sokamayana ekmek yok. Torres sakatlık nedeniyle çok güçsüzdü. Villa da Barça'dan vurunca parayı hafif salmış mı ne? İsviçre çok sevdiğim bir takım olmadı hiç bir zaman. Ancak kurt hoca ile bambaşka bir kimliğe bürünmüşler. Elbet gruptaki diğer takımlara bu kadar kapalı oynamayacaklardır ancak haddini bilen isviçre bu galibiyetle gruptan lider bile çıkabilir tabi herkesin yeni göz bebeği Şili'yi de geçerlerse.


Çok şeyler beklediğimiz bir başka maç Portekiz - Fildişi Sahilleri idi. Öncelik Drogba'nın evrim teorisini kanıtlayan iyileşme sürecini anlatmak lazım biraz. Drogba lafım sana evrimin bir ileri safhası olabilirsin ama bunu neden gözümüze sokuyorsun canım kardeşim benim. Biz halı sahada kendi kendimize ayak burkup 1 hafta topallarken nedir bu havan. 10 gün önce dirsek kıran adam ameliyat bandaj bir sistemler kurup maça çıktı. Ne kadar etkiliydi tartışılır ancak sahada olması bile Fildişi'ne ekstra motivasyon sağladı. Ankara Çinçin nüfusuna kayıtlı Ronaldo ise arada yoklasa bile daha turnuvaya ısınamamış o belli oldu. Direkten dönen topuda yazık oldu atsaydı bence açılırdı.



Brezilya hafif tempo başladı. Kuzey kore güzel direndi hakkını yememek lazım ama bir yere kadar. Zaten ilk gol gibi bir golü ancak Brazilyalılar atar çok şaşırtıcı değildi. 2. goldeki ara pasıda içimizdeki yağları eritti.

Futbol olmayınca yazmak pek içinden gelmiyor insanın. Zaten Slovakya Slovenya Yeni Zelanda gibi takımların olduğu dünya kupasından çok heyecan beklememek lazım gruplarda. Yine ne varsa D10S'da var : )

K.A.

baba üfle, çekme.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Büyücü Almanlar

"Gençlerimiz Dünyayı Büyülüyor" diye attı Bild gazetesi bugün başlığını. Gerçekten de cuma gününden beri yaşanan büyük ızdıraba son verdi Almanya'nın genç kadrosu.

Arjantin ve Ingiltere büyük hayal kırıklığı oldu. Özellikle İngiltere'den çok daha iyi bir "futbol" - skor değil - bekliyordum şahsen. Şu ana kadar oynayan bütün takımlar ne yapmaları gerektiğini bilmez halde sahada koşuşturdurlar sadece. Sanki birileri onları tünelde yakalamış, üzerlerine forma giydirip sahaya itmişti. Dün gece Almanlar 1-0 da kazanmış olsalar aynı yorumları yapardım, çünkü hem diri göründüler hemde enerjilerini pozitif futbola çevirmeyi başardılar.


Genelde Panzerler'in ilk maçta rakibi olmak pek hoş değildir diğer takımlar açısından. Farklı kazanırlar, dün de aynı tarifeyi uyguladılar. Dünya Kupası'na rahat gelmiş olan Avusturalya'nın da büyütülmemesi gerektiğini gösterdiler herkese. Dünyanın öbür ucundan kalkıp gelen ve Almanların iki katından fazla olan Avustralya'lı taraftarlar için pek umut yok gibi. Cahill'in kırmızı kart görmesi Kewell'ı seyretmek isteyen Türk taraftarlara yaradı belki. Ama Avustralya'nın bu futbolla, hele de forvetsiz işi çok zor.

Dün gece Almanya genç kadrosuyla çok şeyler başarabileceğini gösterdi. Zaten her zaman disiplinli ve fiziksel üstünlüğe sahipti Almanya, şimdi bir de teknik eklenmiş işin içine. Bir o kadar da istekliler. Onların maçını izlemek büyük zevkti, böyle devam etmelerini umuyorum.

Gönülden desteklediğim Ingiltere beni çok üzdü. Yine skordan bağımsız konuşuyorum; ne yaptıklarını yada ne yapmak istediklerini anlayamadım ben. Capello'dan çok daha iyi bir futbol oynatmasını beklerdim. Elbette Rooney çıkacak, Gerrard uzaktan vuracak yada Terry kornerde kafasını uzatacak ve gruplardan çıkacaklar ama sonrası için daha yaratıcı ve daha kaliteli olmalılar.

Bugüne kadar izlediğimiz (Almanya maçı hariç) kötü futbolu ilk maçlar olmasına bağlamak istiyorum. Biliyorum ve umuyorum ki yarından sonra takımlar turnuvaya ısınmış olacak ve daha zevkli maçlar izletecekler biz futbolseverle. Şimdi Italya maçı başlıyor, umarım onlar bu gece sıkıcı futbollarını oynamaz. Pirlo da yok ama 4-3-1-2 ya da 4-3-2-1 oynayacaklar. Bu da gözümüzün pası silinebilir demek oluyor. Paraguay'da ilk 11'de olmayan Santa Cruz da 2. yarı girerse keyifli maç olur.


Africa Unite!



4 yılda bir evlerimizi şenlendiren Dünya kupası aktivitesi başladı. Malumunuz vuvuzela ızdırabı nedeniyle eski tadını henüz yakalayamasa da turnuva, dünyanın en fazla izlenen spor aktivitelerinden biri. Şahsen aklım İspanya, ruhum İngiltere ve kalbim Maradona'dan yana. Girizgah videosunu açıklamak için yeterlidir herhalde. Her ne kadar Messi Messi diye kendini paralayan Barça'cılara inat ben Messi'yi yanındaki adamların büyüttüğünü düşüsem de ufaklığın ne yapacağı hala belirsiz. Ama ilk maçta çok sıra dışı bir görüntü sergileyemedi.


Biricik sevdamız İngiltere'miz ise önceki turnuvaların aksine oldukça istekli görünüyor. Capello İngiltere'nin genel sorunu olan akıl tutulmasını yok edebilirse en azından bir yarı final beklemekteyim ben İngilizlerden. Diğer yandan büyük kaptan'ın siftahı yapması güzel oldu ancak manitacılık müessesesi nedeniyle kaptanlığı kaybeden Terry bu takımın asıl lideridir. Zaten kendisine manita hariç herşey emanet edilir gibi bir güven duygusu aşılıyor insana.



Amerika ise 100 yıldır futbolun adını öğrenemese bile en azından sahada asgari ne yapılır öğrenmişler. Ancak işin deli dana gibi koşma ve mücadale kısmından, yetenek ve yaratıcı futbol kısmına çok geçememişler. Sadece koşarak futbol oynansaydı Usain Bolt Santiago Barnabeu'da 80 bin kişi karşısında kendini bilmem kaç sene mor menekşelere bağlayan imzayı astronomik bir paraya atardı. Ama yine Amerikalı balı tuttu, Green'in tipik ingiliz kaleci hatasıyla 1 puanı aldılar.


Bu turnuvaya dair en büyük hayalim Kuzey Kore ile Amerika'nın karşı karşıya gelmesiydi. Ancak ölüm grubunda mahallenin tokat oğlanı gibi duran Kuzey Kore'nin 3 maçın sonucunda yediğin hanesi çift hanelere ulaşmadan eve dönerse şükretmesi lazım. Kuzey kore zamanında İran'ın yaptığı gibi Amerikayı tokatlayabilseydi pek bi hoş olacaktı. Bir daha ki turnuvaya kısmet artık.



Fransa domanek efendiden kurtulmak için bir turnuvayı daha feda ediyor. Fransızların dilinden "yine bana hüsran, yine bana hasret var" dizeleri dökülmeye devam edecek. Afrika takımları memleketlerinde düzenlenen turnuvadan elbette 2002'de Türkiye ve Güney kore'nin yaptığı gibi süprizle ayrılmak isteyecekler ancak bu kapasitede ve yetenekte takım yok görünüyor. Güney Afrika ve Gana turnuvaya renk katar ancak pek ilerleyemezler gibi geldi bana.


Almanlar panzer "sıtayla" devam ediyorlar. Maça başlamadan önce bu Almanlar iyidir gruplarda 7-8 gol atarlar sevindirirler bizler diyordum. Piyango Avusturalya'ya vurdu. Her ne kadar Daddy Cool ve Bird Hunter nedeniyle sempatimizi kazanmış olsalar bile Almanya karşısında çabuk dağıldılar. Bir de çizgiden çıkartılan topuna Mesut'un ettiği türkçe küfür hepimizi güldürdü. Adam Alman milli Takımında oynasa bile Türkiye'yi başarıyla temsil ediyor.


Son sözü Vuvuzela'ya bırakıyorum. Bu lanet alet yok siyahların bağımsızlık sembolüymüş yok Afrika kültürünün sembolüymüş. Her maçı "arı kovanından canlı yayın" ortamına sokan Afirka'lı kardeşlerime buradan seslenmek istiyorum. Gelin son verin şu vuvuzela muhabbetine. Yoksa İngilizler bir pub dolusu özel holigan timi hazırlayıp göndereceklermiş. Sonuçlarına katlanırsınız artık. İlk dünya kupası yazıma son verirken hepinize Bob Marley'den Africa Unite'ı armağan ediyorum.

K.A.