5 Aralık 2009 Cumartesi

FIFA 2010 World Cup South Africa

Gruplar belli oldu. Tüm kalbimle en zor gruba düşmesini istediğim Fransa neredeyse en kolayına düşmüş. İngiltere de rahat bir grupta. Brezilya ve Portekiz'in olduğu grup enteresan, Fildişi birşeyler yapar o grubu karıştırır gibi geliyor bana.

İrlanda'nın hakkını gasp ederek Afrika'ya giden Fransa'nın en kısa sürede, ivedi şekilde elenmesini temenni ediyorum. Bireysel olarak İngiltere'yi destekleyeceğim. Türkiye pek bu tip turnuvalara katılamadığından zaten mutlaka hepimizin bir yedek takımı vardır.

Haberler bu kadar, devamı için haziran'ı bekleyeceğiz. İnşallah güzel maçlar seyrederiz yazın.


D.E.

4 Aralık 2009 Cuma

Galatasaray: 1 Pana: 0


Galatasaray liderlik için çıktığı Avrupa Ligi F Grubu mücadelesinde dün gece Panathinaikos ile oynadı. Maçı kazandı, ama hala ligin başlarında oynadığı futbol ile an itibariyle oynanan arasında eksi yönde büyük fark var.


Öncelikle, tüm yorumlardan önce tebrik etmek gerek. Çok uzun yıllardır, hatta ilk kez Galatasaray ve Fenerbahçe Avrupa'da aynı anda başarılı. İkisi de Gruplarından lider çıktılar. Rakipleri aynı kalibrede olmasalar da bir şekilde Avrupa Ligi'nde ülkelerini temsil etmeye hak kazanmış takımlar. Zamanında çok çekindiğimiz Ajax'ın PSV'nin olduğu ligde nağmalup Twente. Panathinaikos zaten takdime gerek olmayan bir takım. Ama biz onların üzerindeyiz.

Ankaragücü, Fenerbahçe derken Galatasaray kötü oynamaya başlamış ve sonra da Rijkaard ''alın size B planı'' diyerek ''orta sıralara oynayan anadolu takımı'' taktiği üretmişti bol müdafa oyuncusuyla. Galatasaray gol yiyor fakat bol gol atıyordu. Böylelikle gol de atamaz oldu, üzerine yenen garip goller devam edince takım iyice düştü. Taraftarların en çok yakındığı durum maçtan sonra üzerine tartışacak ''nasıl kaçtı'' diye soracak pozisyon bile olmayışıydı. Hani rakip kaleci devleşir, hakem kötüdür vs puan kaybedilir, ama bu durum farklı.

Rijkaard nihayet sezon başında oynadığı 4-2-3-1 sistemine dönmüştü dün. Yalnız burada hala sorunlar var. Bu şekilde özellikle de sahada bir ''forvet'' olursa etkili olur Sarı-kırmızılılar. Ancak geriye dönük orta saha mevkiinde Sarp ile Topal aynı anda oynamamalı. Ayhan ya da Linderoth o bölgede çok daha etkili olabilecek oyuncular. Dün oyuna girince Barış'ın da orta sahada ne kadar etkili olduğunu enerjisini ne kadar iyi yönettiğini ve rakibi ne kadar bozduğunu gördük. O da 11'de düşünülebilir. Sezon başında attığı gollerle katkısı olmuştu takıma. Fakat Topal ve Sarp top kullanamayan ileri gidemeyen o görüşe sahip olmayan oyuncular. İkisi de iyi niyetli sağlam ve iyi futbolcular ama hücuma katkıları yok bu sebepten de aynı anda ikisi oynayınca takım ofansif anlamda güçsüzleşiyor.

Dün gece sezon başındaki sisteme dönülmüş olması mutluluk verici. İnşallah yine plan versiyonları üretme işine girmez Frank Rijkaard. Eldeki bu sisteme en hazır en doğru adamlar konulduğunda takım birkaç maç kazanırsa havaya zaten girer.



Elano'dan bahsetmek istiyorum. Dün gece kötü değildi. Belki de beklentiler çok büyük ondan. Ama aslında o da orta yuvarlağa yakın yerlerde oynarsa etkili olacaktır. Dün pozitif işler yapmaya çalıştı hep güzel yerlerde bekledi topu alınca da olumlu kullandı. Daha çok topla buluşmalı. Ama tabi o paslarını kime versin adam. Dört gözle Baroş iyileşsin diye bekliyordur eminim.

Birde Nonda var. Yok hayır yok. Var ama... Neyse bu konuda konuşmak istemiyorum. Zaten bu tam olarak bir konu değil. Bir defa herşeyden evvel forvet kendi takımı hücum yaparken nerede durmalı? Ceza alanı içi değil mi? Yanlış mı biliyorum? Nonda Galatasaray'da oynamaz. Hatta Bursa ve Kayseri'de de ilk 11'e giremez bence. Zaten Nonda. Neyse...


D.E.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Manchester City'nin gecesi

Carling Cup maçında Arsenal ile oynuyorlar. İkinci yarı az önce başladı ve Tevez mükemmel bir golle City'i öne geçirdi. Takım halinde pres yapıyorlar. Gol de böyle bir baskı sonucu Tevez'in ısrarlı takibiyle geldi. Orta yapacak gibi kanattan giden Tevez sıfıra inmek yerine kaleye paralel gidip müthiş bir şut çıkardı. Üst ve sağ direğe çarpan top gol oldu.



Arsene Wenger Carling Cup hedeflerimiz arasında değil dedi. Gençlere de şans tanımış 11'inde. Ligde işler iyi gitmiyor. O da ek hedeflere konsantre olmak yerine Premier Lig'de başarıya odaklanmak istiyor demek. Fakat bu gece tecrübelileri de oynatsa sonuç farklı olmayacaktı sanki.

- Bu arada City 2.golü de buldu Wright-Phillips'in ayağından (füzesinden.) Fark büyüyebilir. İşler iyi gitmiyor Topçular için.

Twente: 0 Fenerbahçe: 1


Fenerbahçe şansının yardımıyla kazandı. Ama olsun, kazandı.


Maçtan önce de söylediğim gibi Hollanda ile ülke puanlarında çekişiyoruz. Ve çok küçük bir fark var. Hollanda ve Portekiz bu anlamda rakiplerimiz. Gerçi Porto Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıktı ama yine de Beşiktaş'ın da Moskova'yi mağlup ederek UEFA'ya gelmesi halinde 3 Türk takımı ciddi puan toplayacaktır.

Bu akşamki maça bakacak olursak, maça atak başlayan Fenerbahçe oldu. Ancak Twente dengeyi sağladı fazla sürmeden. İlk yarı sonlarına doğru da iyiden iyiye yüklendi. Direkten dönen topları var ki o pozisyon rahatlıkla gol olabilirdi. Twente dikine oynadı Fenerbahçe kalesine geldi ve yetenekli oyuncularıyla büyük tehlikeler yarattı. Bu pozisyonlarda şanslıydı Sarı-lacivertliler.

İkinci yarı beraberliğe razı bir görüntüsü vardı Fenerbahçenin. Twente kazanmak zorunda hissettiği ve süre azaldığı için güzel futbolunu sürdüremedi. Fenerbahçe de tecrübesi ve soğuk kanlı futbolu ile öne çıktı. Golden önce de mutlak gol olacak pozisyonlara girdi atamadı. Özellikle Alex Türkiye Ligi'ndeki bitiriciliğinden çok uzaktı. Ama sonuçta bir köşe vuruşunda Lugano'nun kafasıyla geldi gol. Fakat gerçek şu ki Fenerbahçe iyi oynamadı. Twente çok gol kaçırdı, 2 topları direkten döndü. Sürekli atak yapmayı düşündüler ve yaptılar. Ancak bir şekilde golu bulamadılar ve kaybettiler.

Önemli bir galibiyet. İnşallah yarın Galatasaray kazanırsa 2 Türk takımı lider olarak gruplarından çıkmayı son maçlarını oynamadan garantileyip topu Beşiktaşa atacaklar. Onlar da Moskova'yı yenerlerse; 2010, Avrupa Liginde Türk'lerin olacak.


D.E.

Twente - Fenerbahçe

Bu gece grubun liderini büyük ölçüde belirleyecek maç oynanacak Hollanda'da. İlk maçta Fenerbahçe favoriydi ama bu kez Twente daha avantajlı görünüyor.

O maçtan bu yana neler oldu? Fenerbahçe Galatasaray'ı yenip ligden koptu. Son resmi galibiyeti bu maç. Avrupa Ligi'nde toparladı, ama bu maçı kaybederse liderliği zora sokacak. Twente ise müthiş bir çıkış yakaladı. Hollanda Ligi'nde 15 maçta 13 galibiyetle liderler. İkinci PSV ile puan farkı iki. Ayrıca henüz mağlubiyet yüzü görmemiş Twente. Son 7 lig maçını da kazanmış. Bunlar bu gece maça nasıl yansır? Bence Twente öne çıkıyor. Ama beraberlik de sürpriz olmaz.



Bir de forvet hattında son dönemde yıldızı parlayan Bryan Ruiz'den bahsetmek gerek. 24 yaşındaki Kostarika'lı nın ligde 8 golü bulunuyor. Bunların 7 sini 3 puanla ayrıldıkları son 7 maçta atmış. Her maç birer tane, müthiş formda. Buna rağmen Avrupa Ligi'nde gol atamamış ama etkili bir forvet. Bu akşam izleme fırsatı bulacağız.

Fenerbahçe'de Emre'nin olmaması handikap. Orta alanı bol pasla geçen Twente bu bölgede üstünlüğü ele alırsa Sarı-lacivertlilerin işi zor. Twente Teknik Direktörü Steve McClaren İngiliz futbolu oynatıyor takıma. Bu da seyir keyfi yüksek maçlar ortaya çıkarıyor. İnşallah bu akşam da böyle bir maç izleriz.

Fenerbahçe kazanmalı. Zira Hollanda ile ülke puanlarında yarışıyoruz. Hollanda 9. Türkiye ise 11. sırada, arada 10.bulunan ülke ise Portekiz. Fenerbahçe şu ana kadar açılış maçı (Twente) haricinde maçlarını kazandı. Belki bu motivasyonla maça çıkarlarsa kontrollü ve ne yaptığını bilen bir futbolla istediklerini alırlar. Ama işleri zor. Bu maç Sherrif ya da Bükreş maçından farklı olacak. Kötü futbolla değil oynayarak kazanamalılar. Daum hafta sonu Eskişehir maçını düşünüp önceliğimiz Türkiye derse bu iş olmaz.


D.E.

1 Aralık 2009 Salı

GS Bonus'larını harcıyor

Kredi kartı da bonus da dayanmaz bu müsrifliğe. Galatasaray puan saçıyor. GS Bonus ile iyi bir atılım yapıldı. Yönetim takdire şayan hareketler yapıyor derken bu sefer de takım koptu gitti. Galatasaray futbol oynamıyor, oynayamıyor değil oynamıyor.

Frank Rijkaard takımın başına getirildiğinde hepimiz alkışladık. İşte Galatasaray Yönetimi vizyon sahibi olduğunu gösterdi dedik. Peki her sezon sonbaharda ne oluyor bu takıma? Kalli varken Lincoln krizi patladı, derbi öncesi verilen şok cezalar vs derken takım tepetaklak oldu. Skibbe geldi takım uçuyordu bir anda irtifa kaybetmeye başladı. Yardımcıları gönderildi, sonra takım toparlayamadı. Şimdi aynı dönem, Rijkaard çaresiz ''bu çocuklar benimkiler mi?'' diye bakıyor kenardan.

Sezona fırtına gibi başladı Cimbom. Herkesin özlediği top oynanıyordu. Galatasaray maçlarını futbolu seven herkes izliyordu. Takım bol pas yaparak rakibi dağıtıp ard arda goller buluyordu. Fakat bir türlü basına yaranılamadı. Sürekli eleştirildi Rijkaard ve ''B Planı'' diye tutturdu tüm Türkiye. Sonunda da olan oldu ve Rijkaard da eleştirilerden etkilenip garip bir plan yarattı. Güzel oynamayan sadece kazanmak isteyen bir plan. İlk denemeler başarılı olmasına rağmen sonradan bu plan da işlememeye başladı. Şimdi hem kötü futbol oynuyor takım hem de puan alamıyor.

Neden böyle oldu gerçekten tam anlamıyla çözmek mümkün değil. Galatasaray orta sahasının 3 tane top kullanamayan adamdan oluşması kabul edilemez. En fazla 1 tane kesici (top kullanamayan) orta saha kullanılabilir. ''Büyük Takım'' lar büyük gibi düşünmelidir. Büyükler de kazanmayı, rakibinin üzerine gitmeyi düşünür. Galatasaray'ın şu an ne yapmaya çalıştığını anlayabilen yok. Hani sezon başında ''hücüm oynuyorlar, bunu da iyi yapıyorlar defansı düzeltecekler'' deniyordu şimdi o da yok.

Bir an evvel ne yapılmak istendiğine karar verilmeli ve o yönde çaba sarf edilmelidir. Sezon ortasına gelmiş takımın sistem arayışında olması artık kabul edilemez. Takım güzel oynarken puan kaybedebilir. Eskişehir maçında Sturm Graz maçında herkes puan kaybına tahammül etti. Fakat bir Fenerbahçe maçı oynandı evlere şenlik. Takım sonrasında ''kötü'' oynamaya başladı. Şuan puan alamıyor, ileriye dönük umut vermiyor, ve gittikçe daha da çirkinleşiyor oynanan futbol.

Ben bir umut aşağıdaki kadroyu kurdum. Galatasaray'ın çıkış yolu ortanın ortasında pas verebilecek, vizyon sahibi, ''görebilen'' oyuncu oynamasıdır. Bu takım golcü takımdır, hücumcudur. Galatasaray gol yer, her zaman, yediğinden fazlasını da atar. Felsefe bu. Takıma yapışan, takımla özdeşleşen futbol ruhu bu. Benim takımım aşağıdaki gibi.




- Panathinaikos maçına 2288 formaları ile çıkılacağı duyurludu. İnşallah birileri marifetin formada değil sistemde olduğunu hatırlar ve ilk haftalarda oynanan futbola dönüş yapılır. Yukarıdaki sistem ve aşağı yukarı yakın bir kadro ile oynanırsa Galatasaray Sami Yen'de Pana'yı yenebilecek güçte.

29 Kasım 2009 Pazar

Barcelona: 1 Real Madrid: 0

- Çakma Makalele Lass Real'in kalibresinde adam olmadığını tekrar gösterdi. Sonunda da yapılabilecek en lüzumsuz hareketle zaten savruk Real'i moralman dağıttı.

- Ronaldo maça belki fizyolojik olarak hazırdı ancak psikolojik olarak halen sakatlığı atlatamamış. Maç eksiği dolayısıyla ilk yarı pek bir varlık gösteremedi. 2. yarı tam kımıldıyordu ki Pellegrini kenarda pişti oynayan Benzema-Raul ikilisini hatırladı.



- Geçen sene 6'da yese kim ne derse desin Casillas gibi kalecin olsun. Pepe'ye rağmen tek gol yemek mucize.

- Pepe demişken hemen belirtmek lazım. Zlatan yanında oynarken ve gelen ortaya altı pas içinde nasıl bir muamele çekeceği belliyken Barselona şehir turu yapan Japon turist gibi tribünleri seyretmek nasıl bir akıldır. Amatör küme topçusu olsa yapmaz senin yaptıklarını.

- Puyol maç boyunca Pepe'ye ders verir gibiydi. Bir adam sıfır hata ve tam katkıyla nasıl oynar adı altındaki eğitimi çok başarılıydı.

- Busquets ile Barış Özbek'in tanışıklığı var mı bilinmez ancak Guardiola bu kırmızı kartı Busquets'e fena ödetir.



- Guardiola takım elbisesini nereden aldıysa adresini istiyorum. Bir adam bu kadar karizmatik olmamalı. İnsan topçu olsa sırf o takım elbiseye saygıdan oynar.

- İlk defa bir futbol maçında top toplayıcının "hatun" olduğunu gördüm. Hayırlara vesile olsun.

- Kaka her topu aldığında "sizin oynayacağınız yok bari ben iki top oyniyim millet canlansın televizyon başında" diyordu sanırım içinden.

Bitirirken son lafım: "Nerede o eski El Classico'lar"

K.A.