23 Ekim 2009 Cuma

Avrupa'da Türk haftası...

Beşiktaş'ın deplasmanda aldığı kilit beraberliğin ardından Galatasaray ve Fenerbahçe'de aldıkları galibiyetlerle taraftarlarını mutlu ettiler.

Steaua Bükreş karşısında eksik kadrosun rağmen çok etkiliydi Fenerbahçe. Dos Santos ilk yarı boş kaleye kaçırdığı gollerin birini bile gole çevirmiş olsaydı maç daha erken kopabilirdi. Steaua eski gücünden çok uzak. Bu futbolla bir üst tura çıkmaları zor görünüyor.




Daum haftasonu oynanacak Galatasaray maçını düşünerek birçok oyuncusunu dinlendirdi. Zaten Twente yenilgisinden sonra yaptığı açıklamada önceliklerini belli etmişti. "Bizim için önemli olan Türkiye Ligi'dir, Avrupa'da başarı daha sonra gelir" demişti Cristoph Daum. Söylediği gibi Süperlig'de şu ana kadar oldukça iyi gitti. Bundan sonrasını göreceğiz.

Fenerbahçe sonuca yönelik oynuyor, çok büyük şeyler yapmaya çalışmıyor takım. Daum da bundan memnun, bu kadarını istiyor oyuncularından. Kazanıyorlar ve yollarına devam ediyorlar. Ancak grup maçlarının ardından bir üst turda Şampiyonlar Ligi'nden gelen ekiper yada nispeten güçlü ekiplerle karşılaştığında ne olacak? İşte o zaman Daum'un bir B planına ihtiyacı olacak. Fenerbahçe kazandığı sürece kimse konuşmayacak. Ama sarı lacivertliler önemli rakipler karşısında kaybetmeye başladığında herkes B planı nerede diye sorarken Daum çıkıp "Hedefimiz Türkiye'de şampiyonluk, Avrupa ikinci plandadır" söylemini tekrarlarsa ne olur bilinmez.




Ali Sami Yen'de bilindik bir futbol vardı. Galatasaray tempolu başladı, hücum yaptı ve ilk yarıda 2 gol buldu. Ardından 2. yarıya da golle başlayınca İstanbul'a gezip dolaşmaya, boğazı seyretmeye gelmiş havasındaki Dinamo Bükreş'in gardı düştü. Zaten inanmadıkları belliydi galibiyete. Belki beraberlik olur diye düşünmüşler, fakat planlarını gol atarak değil gol yemeyerek beraberlik üzerine kurmuşlar ki bu büyük hata olmuş. Sarı Kırmızılıların uzun yıllardır en önemli transferi Kader Keita tempoyu belirleyen adamdı dün gece. Oynadı ve takım 3-0 öne geçti. Çıktı, yerine giren Aydın Keita'nın perişan ettiği defansın yanından müthiş hızlanıp topu kurtarınca penaltıyı yaptırdı, 4-0.



Galatasaray güzel futbol oynuyor, izleyenler büyük keyif alıyor. Futbolseverler keyif alıyor da içlerinden Galatasaray taraftarları her maç keyiflerini yaşayacakken kalelerinde gol görüyorlar. "Yediğimizden fazlasını attığımız sürece sorun yok" dedi Rijkaard. Doğru, ama ilerisi için dikkat edilmesi üzerinde durulması gereken bir tehlike işareti.

Bu göze hoş gelen futbol tarzına yakın bir oyunu Eric Gerets döneminde de oynamıştı Galatasray. Hücum futbolunu benimsemiş 3 yerse 5 atan bir takım olmuştu. Süperlig'de Şampiyon da oldu Sarı Kırmızılılar. Fakat Gerets'in olduğu sezonlarda Avrupa arenasında karne çok kötüydü. İşte bu yüzden bu harika hücum futbolu sisteminin savunma kısmında bir ayarlama yapmak şart.

Devre arasında oyuncu alınacağı konuşuluyor. Servet Avrupa'nın en önemli defans oyuncularından biri, ama yanına yine iyi bir defans alınabilir. Sabri sağ bek oyuncusu değildir. Uğur'un durumuna göre oraya da takviye düşünülebilir. Ancak en önemlisi Mustafa Sarp, Mehmet Topal, Ayhan tipinde, aynı mevkide oynayacak ve top kullanabilen, aynı zamanda da pas, şut atabilen bir orta saha lazım Cimbom'a. İşte o zaman belki şubat mart aylarında mayısta Hamburg'da hava nasıl olacak uçak biletlerini alsak mı diye konuşmaya başlar Galatasaray taraftarı.

22 Ekim 2009 Perşembe

Wolfsburg 0 - 0 Beşiktaş


Belki de önceden skorunu bilsek izlemeyiz 0-0 biten maçları. 90 dakika izleyip gol görememek çok üzer futbolseverleri. Dün gece öyle bir maç oynandı ki 90dk daha oynansa seyrederdim. Hemde 2. 90dk da yine gol olmayacağını önceden söyleseler, yine izlerdim.

Wolfsburg taş gibi bir takım. Old Trafford’da Macnhester'dan puan alabilirdi, olmadı. Evinde Moskova’yı perişan etti. Ama Beşiktaş dün gece takım halinde çok iyiydi. Takım çok iyi yardımlaştı, çok iyi kapandı. Evet belki ilk yarıda hücumda etkisizdi ama bu tip maçlarda önce kaybetmemeyi düşünmek gerek.



“Kazanamıyorsan, kaybetmeyeceksin” ligidir Şampiyonlar Ligi. Hatta Avrupa Ligi de öyle. Avrupa maçlarında herşeyden önemlisi kaybetmemek sonra kazanmaktır. Beşiktaş bu anlamda çok iyi bir direnç gösterdi. Türkiye’deki karışlık durumdan mental olarak kurtulmuş, ne istediğini bilen bir takım vardı sahada. Açıkçası Wolfsburg’un kazanacağını düşünüyordum. Beşiktaş gol atamaz Wolfsburg 2-0 kazanırdı. Kafamda bu düşüncelerle başladım maçı izlemeye, fakat Beşiktaş daha ilk dakikalarda gösterdi maçın beklentilerin dışında geçeceğini. Müthiş yardımlaştılar ve tavan yapmış bir inanç ile oynadılar. Öne çıkan oyunculardan bahsetmek yersiz, çünkü tüm takım iyi oynadı. Özellikle Bobo’nun takıma dönmesi Nihat’ın uzaktan vuruşları henüz çerçeveyi bulmasa da güvenle denemesi iyi işaretler. Bu hücum hattına Holosko da eklenirse İstanbul’da Almanlar devrilebilir.



Takımı bu kadar övmemin sebebi ellerinden gelenin en iyisini yapmış olmalarıdır. Elbette Final oynamalarını beklemiyoruz, ama puan aldıkları rakip çok önemliydi. Rusya’da Moskova’ya yenildikleri maçtan sonra şahsi görüşüm CSKA’nın alacağı 3 puanı almış olduğu yönündeydi. Hala bu düşüncemin arkasındayım. Beşiktaş için şimdi Wolfsburg maçı önemli. Evinde Grafite’siz Wolfsburg’dan 3 puan alabilirse son CSKA maçında beraberlik bile UEFA için yeterli olacak. Kazanması halinde ise bir üst tura bile çıkması söz konusu olabilecek. Fakat bu durumun oluşması için Wolfsburg’un Manchester’e evinde kaybetmesi gerek. İmkansız değil ama bence Alman temsilcisi evinde Kırmızı Şeytanlar’dan puan alır. Beşiktaş’ın son maçında hangi hedefle sahaya çıkacağı önündeki Wolfsburg maçı ile alakalıdır. Eğer İstanbul’da kazanırsa yeni yılda Siyah Beyazlılar Avrupa arenasında olur.

Real Madrid 2 - 3 AC Milan

Beckham'in "gelecekte büyük bir futbolcu olacak" dediği Pato dün gece Ispanya'da Madrid ağlarina 2 gol bıraktı. Gol pozisyonlari haricinde sağ tarafa geçerek bu kanadı etkili kullandı ve iyi adam eksiltti. Galibiyette büyük payı vardı.



Maçın başında Dida, kontrol ettiği topu elinden kaçırıp, yakalamaya calışırken dizine çarptırıp iyice kendinden uzaklaştırınca bir anda olay yerinde biten Raul topu kaleciden aldığı anda boş kaleye gönderdi. Ve zaten zor zamanlar geçiren Milano ekibi Ispanya'da geceye kabusla basladı. Gerisi de gelecek ve Milan farkli mağlup olacak gibi görünüyordu fakat Pirlo çok uzak mesafeden mükemmel bir vuruşla topu ağlara gönderince hem Milan kim olduğunu hatırladı hem de Madrid rakibinin kim olduğunu.

Milan golu atana kadar neredeyse kendi oyunculari bile inanmıyordu, öyle ki Pirlo golu attığı pozisyonda daha fazla ilerleyemez, yada kale önunde kaçan bir arkadaşına pas veremezdi, çünkü ileri bölgede, ilerisinde hiç takım arkadası yoktu. Ancak çok uzak mesafeden adına yakısır klas bir şut çıkardı ve gol yaptı. Işte bu dakikadan sonra Milan açıldı. Golün ardından bir uzun pasa hareketlenen Pato, Cassillas ceza alani disinda topa elle mudahale etmemeyi tercih edince bir anda topu önünde buldu ve boş kaleye golünü bıraktı.



Bu dakikadan sonra güveni yerine gelen Milan, hem iyi defans yaptı hemde bilinçli hücum organizasyonlari gerçekleştirdi. Madrid önceden çalışılmıs ceza alanı dışına atılan bir kornerde Drenthe ile golü buldu ve 2-2 yi yakaladı. Fakat buna rağmen Milan'ı korkutmayı başaramadılar. Ataklarını sürdüren ve Pato ile net bir gol pozisyonundan yararlanamayan Milan (bu pozisyonda vurus harikaydi ama Casillas iyi çıkardı) birkaç dakika sonra organize bir atakta Seedorf'un müthiş asistini iyi tamamlayan Pato ile 2-3 öne geçti ve maç bu skorla sona erdi.

Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl da Madrid, Juve ile karşılaşmış ve hem kendi evinde hem de Juventus'un sahasında mağlup olmuştu. Madrid'in belalısı İtalyanlar yine yapacağını yaptı ve Santiago Bernabeu'dan 3 puan çıkardılar.

Milan haftasonu aldığı Roma galibiyetinden sonra İspanya'da Madrid'i devirdi ve güvenini geri kazandı diye düşünüyorum. Ancak bu işlerin bu günden sonra birer birer yoluna gireceği ve Milan'ı parlak günlerin beklediği anlamına gelmez. Görev süresi boyunca altyapı çalışması yapmayan, takıma bir tane bile genç oyuncu adapte etmeyen Ancelotti kelimenin tam anlamıyla bir enkaz bıraktı ardında. Leonardo bu işin içinden çıkabilecek mi izleyip göreceğiz. Milan bu hafta iyi işler yaptı, fakat hafta sonu Chievo deplasmanından puan bile alamayabilir. İtalyanlar kaliteli oyuncuları futbolu bırakmadan önce bir an evvel takıma gençlerle takviye yapmalılar. Devre arasında alınabilecek kaliteli genç oyuncular takıma ısındırılırsa Milan eski günlerine dönebilir. En kötü döneminde Madrid'i evinde yenmek takımın nasıl bir maziye ve potansiyele sahip oldğunun açık göstergesi.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Wolfsburg - Beşiktaş

Bu gece Almanya'da oynanacak maçın sonunda Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi hesapları netleşecek. Avrupa'ya Şampiyonlar Ligi'nde mi Avrupa Ligi'nde mi devam edeceği, yada devam edip edemeyeceği bu maçtan sonra az çok ortaya çıkar.

Wolfsburg geçtiğimiz sezonun Almanya Şampiyonu. Takımı Bundesliga'da şampiyon yapan teknik direktör Felix Magath ayrıldıktan sonra Wolfsburg'un başına bu sezon başında Armin Veh geldi. Sezona oldukça kötü bir başlangıç yapan Wolfsburg kendi liginde ilk beş maçta üç mağlubiyeti almıştı. Ancak sonradan toparlanmayı başaran takım son dört lig maçında 3 galibiyet ve bir beraberlik elde etmeyi başardı ve yeniden yükselişe geçti. Şampiyonlar ligine de evinde oynadığı ve 3 - 1 kazandığı Moskova galibiyetiyle başlayan Alman ekibi ikinci maçında Old Trafford da Kırmızı Şeytanlara 2 - 1 yenilmekten kurtulamadıysa da oyunuyla futbolseverlerin beğenisini kazandı.



Dayanıklılığı ve disipliniyle meşhur Alman futbolunu başarıyla temsil eden Wolfsburg tam anlamıyla "taş gibi" bir takım. Manchester'a İngiltere'de sürpriz yapamamasının tek nedeni Giggs'in o maçı kazanmak istemesiydi. Moskova maçında evinde 3 - 1 kazandıktan sonra morali yükselen takım ligde de üst üste galibiyetler almaya başlayınca bu akşam oynanacak maçtan önce de mutlak favori konumuna geldi.

Temsilcimiz Beşiktaş'ın sahadan puan yada puanlarla ayrılması elbette sürpriz olarak nitelendirilemez, ancak iki takım incelendiğinde Alman ekibinin kendi taraftarı önünde oynayacak olması avantaj. Beşiktaş'ın 2 hafta üst üste kazanmasına rağmen taraftarından tepki görmeye devam etmesi ve morallerin bundan dolayı düşük olması yine temsilcimiz alehine bir durum.



Beşiktaş sağlam bir savunma hattına sahip ancak gol atamıyor. Wolfsburg ise aksine rahat gol bulabilen ancak geride de açıklar veren bir ekip. Beşiktaş'ın kaliteli savunmacılarının Wolfsburg forveti ile baş edemeyeceğini düşünmüyorum. Ancak geriden gelen oyuncular siyah beyazlıların başına iş açabilir. Dzeko ya da Grafite gol bulamasalar da pozisyonu hazırlayan isimler olarak mutlaka öne çıkacaklardır. Ancak asıl tehlikeyi gerilerden gelen kanat ya da orta saha oyuncuları yaratacaktır diye düşünüyorum.

Barcelona ve Inter gibi takımların evlerinde puan ve maç kaybettiklerini de göz önünde bulundurarak tüm umudumu kesmiyorum. Takım halinde çok iyi oynarlar ve en önemlisi sabırlı olurlarsa puan alabilirler. Ancak Beşiktaş'ın işi çok zor.

20 Ekim 2009 Salı

04.10.2009 - Futbol günü...

3'ü bir arada. Beceriksizlik, sanssizlik ve inançsizlik...

Ankaragücü karsisinda maça iyi bir giris yapti Galatasaray, ilk dakikalardan baslayarak futbolunu rakip yarisahada oynadi, çok net gol pozisyonlarinin sayisi az olsa da hücum oynadi Cimbom ama bir türlü golu bulacak kadar yükseltemedi futbolunu.

Ikinci yari da yine hizli basladi maç 60. dk lara kadar baskili oynamasina ragmen gol gelmeyince inançsizlik basladi, hemde sadece futbolcularda degil, izleyenler de bir gol atilsa bile 90dk yi diken üstünde izleyeceklerini biliyorlardi. Ilk haftalarda oldugu gibi ilk golu attiktan sonra arkasi gelecek bir maç olmayacagi belliydi maçin. Yalniz futbolcularin nasil bu kadar yorgun görünüp nasil bu kadar inançsiz (son 20dk) oynadigini anlayabilmek mümkün degil.



Derken beceriksizlik basladi defansta. Galatasaray hücum takimi, misyonu da yediginden fazlasini atmak, ancak bu anadolu ekipleriyle oynarken böyle olmamali. Elbette UEFA, hatta ileride Sampiyonlar Ligi'nde Madrid, Roma, Liverpool, Inter gibi ekiplerle oynarken yediginden fazlasini atmak yeterli olacak. Ancak Süperlig'in orta sinif takimlariyla oynarken üstünlügünüzü belli etmelisiniz. 70.dk dan sonra gol atip atmama konusunda ciddi sekilde endiselenmeye baslayan futbolcularin panik yapmaya baslamasi da Ankaragücünün ekmegine yag sürdü. Sanki çift maç üzerineden eleminasyon sistemiyle oynanan bir maçta tur için mutlak gol atmak gerekirken golu bulamamisçasina her geçen dakika daha fazla panik yapti ligin ve avrupanin nagmalup Galatasarayi. Ve Ankaragücünün üzerine giderken geride bosluklar birakmaya basladi. Nonda ve Baros'un ceza alani içerisinde ve kaleyi cepheden gören pozisyonlarda kaçirdiklari akil almaz pozisyonlar da takimi biraz olsun gol için umutlandirmis olsa gerek ki, müdafaa tamamen ikinci plana birakilarak saldirmaya basladi sari kirmizililar. Iste bu dakikalarda da Ankaragücü gittikçe daha tehlikeli kontra-ataklar yakalamaya basladi. Ve 84.dk da Ankaragücünün golu geldi.

Bu dakikadan sonra olaylar o kadar degisik sekillenmeye basladi ki kimse maç bittiginde 84.dk da yenen gol için üzgün degildi. Bu golden sonra tam 2 gol daha gördü kalesinde Galatasaray. en önemlisi de gollerin olusumlariydi. Ankaragücü oyunculari ellerini kollarini sallaya sallaya GS ceza alanina giriyor, ittire ittire topu kaleye yuvarliyorlardi. Düsünün; 84. dk da gol yiyorsunuz ve maç bittiginde, o kisa zaman içerisinde size o golu bile unutturacak üzücü olaylar gelismis oluyor ve 6dk önce yediginiz gole üzülemiyorsunuz. Çünkü üzerine 2 gol daha yenmis ve en önemlisi Galatasaray mücadeleyi birakmis. Bunlar golden çok daha kahredici oluyor taraftar için.



Maç sonunda Galatasaray teknik direktörü Rijkaard "B plani" olmadigindan dolayi elestiridi. Peki biz Skibbe'ye, Feldkamp'a neden kizdik hep, takim darmadagin oldugu belli bir plani olmadigi, takimin ne oynadiginin anlasilmadigi için degil mi? Rijkaard ne yapiyor? Barcelona'da 5 yil boyunca basariyla uyguladigi 4-5-1 (hücumda 4-3-3) olan bol pasa dayali izlemeye doyum olmayan bir futbol oynatiyor takima. Hemde geri düstügünde de bu düzeni bozmuyor Galatasaray. Eskisehir, Sturm Graz maçlarinda son dakikalara beraberlikle girdiginde Leo Franco hala topu defans oyuncularina iletiyor, onlar oyuna sokuyorlardi (en azindan deniyorlardi.) Ve dolur-bosalt denilen - bazen etkili olsa da garip - taktigi uygulamadan biliçli hücum yapiyor Galatasaray.

Eric Gerets döneminden beri ilk kez bir taktigi var sari kirmizililarin ve mental olarak Gerets'den beri ilk kez takimin karakteristik özellikleri olusmaya basladi. Bu oldukça önemli bir durum. Bugün Ankaragücünden alinan agir maglubiyet moralleri bozacak olsa da sadece 102 puan toplanabilecek bir ligde kaybedilmis 3 puandir. Bunun bilincinde, hazirda uyguladigi plani, sistemi ve mental yapiyi koruyup arkasinda durarak devam edebilirse Rijkaard Galatasaray'in gelecegi endişe edilecek durumda değil, aksine oldukça parlak görünüyor.



Ada Futbolu & Chelsea - Liverpool


2002 yılının kasım ayında Şampiyonlar Ligi'nin eski formatıyla 2.grupların açılış mücadelesini avrupa'nın iki devi oynuyordu Milano da Giuseppe Meazza stadyumunu dolduran 90 bine yakın taraftar Real Madrid karşısında Milan'ı desteklemek için oradaydılar. Milan takımının teknik patronu Carlo Ancelotti takımına galibiyetin formlünü vermişti; Catenaccio.

Maç boyunca kapanan, ve bu işi efsane defans dörtlüsü ve defansif orta saha oyuncuları ile çok iyi yapabilen Milan, ilk yarının sonlarına yaklaşılırken bir uzun topu Shevchenko ile buluşturdu. Sheva da defansı karşısına alıp kaleye anlık bir bakışın ardından topu sağa çekerek yaklaşık 25 metreden topu Real Madrid ağlarına gönderdi. Rakip kalede gol ararken kalesinde gol gören Madrid şaşkınlığı ancak ikinci yarının ortalarında atabildi ama artık çok geçti. Milan istediğini aldı ve 90 dakika 1-0 sonuçlandı. Catenaccio Madrid'i yenmişti.

Chelsea yeni teknik direktörü Carlo Ancelotti ile oyun sistemini değiştirmiş görünüyor. Manchester United, ve Barça ile birlikte 4-5-1 & 4-3-3 sistemini en iyi uygulayan takımlardan olan Chelsea İtalyan teknik adamın takımın başına geçmesiyle farklı bir kimliğe bürünmüş.



Ancelotti yukarıda bahsedilen defansif futbol anlayışını Chelsea ile uygulamaya başladı. Chelsea, Premier Ligde birden fazla golle maçlar kazanıyor, ancak baktığınızda Devler Liginde ya da İngiltere'de şampiyonluk mücadelesi veren rakiplerle oynarken defansif bir futbolla sonuca odaklı bir oynuyor takım.

Chelsea - Liverpool maçını seyrederken tüm kalbimle Liverpool'un gol atmasını istedim. Chelsea hücum etmeden bir gol buldu ve yine tüm kuvvetini müdafa yapmak için kullanmaya başladı. Liverpool ataklarında heycanlandım, ancak bir türlü gol gelmedi. Özellikle Torres'in kaçırdığı bir pozisyon var ki insan gözlerine inanamıyor. Daha da kötüsü bu kadar pozisyona rağmen Liverpool uzatmalarda bir kontra ataktan 2.golu de gördü kalesinde. Tabi bu golde Drogba'nın bireysel çabasını alkışlamak gerek.



Sezon başında Manchester United'ın kan kaybettiği ve rakipler için işlerin daha kolay olacağını tahmin edenlerin yanıldığını görüyoruz. Zor günler geçirse de toparlandı United. Tevez ve Christiano Ronaldo'nun takımdan ayrılmasıyla dibe vuracağı düşünülen Kırmızı Şeytanlar tüm eleştirilere rağmen ligde ve avrupada oldukça iyi bir grafik çiziyorlar. Temsilcimiz Beşiktaş'ın da bulunduğu Şampiyonlar Ligi'nde guruptan tahminimce 15 yada 16 puan alır ve 1. olarak çıkarlar. Sonrasında ise iş Sir Ferguson'un taktiksel dehasına kalır.